Hakkimda / Resimler
Nalet'ten Sumbadet'e (Siir)
Ozgecmis / Resume
Irtibat / Contact Me
Diger Sayfam / My Other Page
Olur Haritasi / Map
Sizden Gelenler
Telefon Listesi
Universitelilerimiz
Koy Odasi

Anasayfa / Home > ATLIKOYU Siiri

 

NALET'TEN SUMBADET'E

-
Atlı Köyü'ne-
(Şehriyar'a salam olsun...)


"Eşgin ki gerarinda vefa olmiyacagmiş
Bilmem ki tebiet niye goymuş bu gerari"

1

Yaylalarda mor çiçekler dererdim

Mutluluktan mutluluğa ererdim

Ey köyüm ben sana gönlümü verdim

           Yâdıma düştükçe üzersin beni

           Bir hayâl olursun gezersin beni

2

Yaylalarda çiçek olup açardım

Soğuk soğuk sularından içerdim

Rüzgârın bağrına düşüp uçardım

            Gezerdim dünyayı kendi hâlimde

            Dünyalar yaşardım ben hayâlimde

3

Alos Dağı’nın başında kar olsam

Nalet’ten Sumbadet’e bahar olsam

Ah senin bir güzeline yâr olsam (geçti)

            İndirseler beni on beş yaşına

            Koşar giderim Yaylanın Başı’na

4

Çocuk gibi cıvıl cıvıl kaynardım

Düğünlerde poçuklarda oynardım

Nerde şenlik varsa orda ben vardım

            Hasret çekiyorum ben o çağıma

            Şimdi hükmüm geçmiyor ayağıma

5

Cevizleri dişlerimle kırardım

Kör nacakla odunları yarardım

Süseyna’dan sigaralar sarardım

            Marlboro’da bulamazdım o tadı

            Dumanında bile ihtişam vardı

6

Dağlarında keklikleri öterdi

Ağıllarda mal-davarı yatardı

Göç-möç yoktu ocakları tüterdi

            Yiğitleri gurbete salmış köyüm

            Boşalmış ve çok ıssız kalmış köyüm

7

Yoz malları Gazivet’te güderdik

Alaf bitince gavana giderdik

Gem tahtalarıyla harman ederdik

            Bir gün Recep usta bir patos aldı

            Tahtalar, bacalar üstünde kaldı

8

Yazın komda kermeleri sökerdik

Ahbunları kalıplara dökerdik

Kış boyunca biz bunları yakardık

            Doğalgazın adı bizde tezekti

            Tezek deyip geçme, büyük emekti

9

Gençler gelip güzellere bakardı

Güz gelince millet tahıl yıkardı

Serin suyu şırıl şırıl akardı

          Caminin Önü’nünün serin ponğarı

Sende gördüm su doldururken yari

10

İlk gözağrım senden aldı suyunu

Sende bitti ilk ve son aşk oyunu

Herşeyi unut da unutma şunu:

            Ben senden içmişim aşkı sevdayı

            Ben senden öğrendim ahde vefayı

11

Çukurtarla 'fakülteler' kralı

İlkokul çağında herkes oralı

Toprak kaymış duvarları yaralı

            Şimdi taşımışlar Güllertaşı’na

            Neler gelmiş okulumun başına!

12

Harabeni anmak bile çok tatlı

Her sınıfta binbir hatıram saklı

Bilmem seni yıkmak kimlerin aklı!

            Dağılıp parçalandın, perişan biçimdesin

            Yaşıyorsun okulum! Sen benim içimdesin

13

Torbalarla sokakları kaplardık

Kapı kapı gezip şeker toplardık

Torba dolunca sevinçten hoplardık

Nerde kaldı ah o eski bayramlar

        Bize kalan yalnız elemler gamlar

14

Kuratlardan keklik sesi gelirdi

Avcı Mesut tüfeğini alırdı

Koşar gider kan-ter içre kalırdı

            Birtek keklik vursa hiç gam yemezdim

            Mesut’a da kötü avcı demezdim :)

15

Hoş olurdu yaylara çıkması

Geceleri gazlı lamba yakması

Ağiyol’dan gelenlere bakması…

            Yeni gelenleri müjde verirdik

            Yaşlıların ellerini görürdük     

16

Güneş batar biz yollara düşerdik

Çamurli’dan Ağiyol’dan aşardık

Yaylalarda mutlu mutlu yaşardık

            Kimler icad etmiş zalim gurbeti!

            Bizi tatlı hayatımızdan etti!

17        

Yaz gelince tarla-çayır biçerdik

Mola verip soğuk sular içerdik

Akşam olur kendimizden geçerdik

            Hepsi kolay akşam dönmek zor idi

            Kısa yollar bitmez de uzar idi

18                    

Sumbadet düzünde çayır biçerdik

Bazen erkenden yaylaya kaçardık

Çay demler çatlayana dek içerdik

            Nasıl unuturum soğuk suları!

            Zoğlar üstündeki hoş uykuları!

19

Hasan abim muh yapardı dükkanda

Dükkan insanla dolardı bir anda

Halil abi körük çeker bir yanda

Bazen biten muhlar örsten zıplardı

Kızgın muhları hep Bilal toplardı :)

20

Hayvanlarda donğuzbaşı çıkardı

Babam ambardan dağ'ları dökerdi

Yaraların icabına bakardı

Elfaz Çavuş köyün veterineri

Hiç kimseyle dolmaz babamın yeri
21

Kazma-kürek yaylalardan geçerdik

Gidip Lisfar'ın harğını açardık

Susanınca kar suları içerdik

Öğlen namazını toplu kılardık

Dua edip işi Rabb’e salardık

 

22

Uzaklardan bir meyvacı çıkardı

Herkes ona sevinç ile bakardı

Tay sepetlerinde aca ne vardı!

Bir sepet armutmuş, bir sepet kiraz

Lor-üstü peynirle alırdık biraz

23

Kurtuban'da gençler ile maç yaptık

'Bilmerım ki' durumu kaç kaç yaptık

Bu sabah da kahvaltıyı geç yaptık

Gençler bizi ahşamluğa çağırdı

Amma babam 'tez gal' diye bağırdı!


24

Dursun Hoca maaşına giderdi

Molla Mahsut müezzinlik ederdi

Ahmet eminin sobaylaydı derdi

Yakup Dede kıldırırdı namazı

Kim olmaz ki böyle sisteme razı!

25

Bazen Doktor Yakup köye gelirdi

Onu gören hemen hasta olurdu

Oracıkta bir 'mahana' bulurdu:

"Nayisa birdanbira başım doner

Sadağayan bana bir raçata ver" :)

 

26

Derviş Dede kırıklara bakardı

Çıkan herşeyi yerine takardı

Ortopedistlere ne hacet vardı!

Her kırık-çıkığın bir çaresi var

Yahi vurunca geçerdi ağrılar :)

27

Süt bozulup peynirler olmayınca

İşe el koymalıydı Dursun Hoca

Muska yazmak gerek, hem de Arapça...

Muska araç… peynirler düzelirdi

Tabii Hoca işi Hak’tan bilirdi!
28

Buğavur’da kızlar çapa vururdu

Tumbun başında sofra kurulurdu

Az yiyenler çabucak yorulurdu

Her karığın arasında izim var!

İlkbaharım, yazım, kışım, güzüm var!

29

Bibim gidip Ked’de kondar döşürdü

Sonra anam tutmaç aşı bişirdi

Turşuların en kralı çaşurdu

Biz Ori’de böyle yemekler yerdik

Herşey için Allah’a hamd ederdik

30

Nenem kartol pişirirdi fırında

Onun yeri bambaşkaydı karında

Eğer nasip olsa günün birinde

Fırınlara kartolları atacam

Çay demleyip ben de keyif çatacam.

31

Kim isterdi gelsin biçin zamanı!

Cift-çubuğu, otu, sapı, samanı...

İkindiden sonra bizim harmanı

Güneş dönüp cehenneme çevirir

Yüzümüzü kebap gibi kavurur!

32

Sabah erken Kurogu’na varıldı

Vedalaştık, bütün eller görüldü

Ve Altun Ninem boynuma sarıldı

Gözü doldu içten içe ağladı

O ayrılık yüreğimi dağladı.

33

Dünyanın derd ü gamından sıyrıldı

Bir baharda aramızdan ayrıldı

Emir büyük…Yüce yerden buy’ruldu!

Cennettedir.. çok iyi biliyorum

Ben de oraya gitmek diliyorum!

34

Tanzotlilar gelip biçah satardı

Alanlar sapına bir kert atardı

Mübarekler de pek çabuk iterdi!

Ağaçları büyük zevkle yonardık

Yaralara Hod tütünü banardık!

35

Baharda söğüt dalları kapardık

Güzel tarafından dükük yapardık

Oy'na dalıp bu dünyadan kopardık

Niçin bitti ah çocukluk yılları!

Aklımdan çıkmaz yaylanın pulları

36


Efkarlıyım yine gözüm buğulu…

Oyun yerimizdi
Körpe Ağılı

Fışkısı, tozu, toprağı, çağılı

Bir tatlı hatıra gibi gözümde

Görmesem de ben yaşarım özümde

37

Gözyaşıma kan ekledin Babakar!

Tarlalarımı sen suvardın Lisfar


Çobanlardan sorulurdu Barbatlar…

Köprütaşı mal-davarın yatağı

Öğlen vakti çobanların otağı

38

Gelinlerin al valası, duvağı

Mangala’nın uzun boylu kavağı

Tıkkaluğ’un kızıl renkli toprağı

Buzluğ’unda yazın bile buzun var

Sazlı
ğında kamışın var, sazın var

39

Kara çavdar ekmeğinden bunaldım

Garibanlar Dükkanı'ndan un aldım

Nasifgil'in tandura haber saldım

Anam bir tandur üstükar bişurdi

Biraz çok yedim karnımi şişurdi

40

Kayinluğun Yanbegisi kayınsız

Bir günüm geçmezdi köyde oyunsuz


Bazen kız kaçardı toysuz-düğünsüz

Kız oğlanı sevmiş gerisi yalan…

Aileler barışırdı sonradan...

 

41

Şuko gidip Oyuz'dan it getirir

İzzet emi gelip Düz'de otururur

Çoban, davarı arhaçta yatırır

Gençler gelip kabaplığı seçerdi

Bazı akşamlar da böyle geçerdi

 

42

Ardanuç’un meşesine giderdik

Kuru çam dalından odun ederdik

Bakımcılara az mı peynir verdik

            Peynir cinsinden idi orda rüşvet

            Peyniri ver yığınağa devam et :)

43  

Bekçi Fikri bacadan bağıranda

Herkes kulak kesilirdi bir anda

Tarlalara giriyormuş mal-dana

            Yakalarsa poğuzuna söverdi

            Eşek sudan gelene dek döverdi :)

44

Yollar aşıp otlaklara çıkardık

Ateş verip gudanalar yakardık

Karşısına geçip zevkle bakardık

            Gök yüzünü kaplayınca dumanı

            Onun seyri mest ederdi insanı

45

Çantamıza hap kutusu alırdık

O gün malı Gazivet’e salardık

Loştak sakız çıkarmaya dalardık

            Bir kutusu beş-on çeynam olurdu

            O an unuturduk kuzuyu, kurdu!

46

Akşam olur mal ve davar gelirdi

Çoğu kendi ağılını bulurdu

Yaramazlar maldan ayrı kalırdı

            Çok dolaştım Barbat’ı, Kurtuban’ı

            İşte bunlar delirtirdi insanı

47

Barbatlarda çok mal-davar otardık

Bazen malı pag’a vurup yatardık

Gün bitince deyneğe kert atardık

            Hangi gün vardir ki akşam olmasın!

            Hüzün, keder, ızdırap, gam olmasın!

48    

Gün aşıp da koyun-kuzu gelince

Bir telaş başlardı tam da gönlümce

Gönül isterdi ki olmasın gece

            Kimi inek, kimi eşek arardı

            Çoluk-çocuk Düz’de çalıp-oynardı

49

Saat dolup mal yaylaya inerdi

Süvariler eşeklere binerdi

Yayla olimpiyatlara dönerdi

            Madalyasız yarış start alırdı

            Mırik eşek hep geride kalırdı

50

Rüzgar, soyalardan ıslık çalardı

Çoban, iti kurt üstüne salardı

O yaylanın her şeyinde zevk vardı

            Şimdi yanar, ararım o günleri

            Başkadır bunların bendeki yeri

51

Sabaha dek davar iti havlardı

Katarluh’ta kurdun gözü parlardı

Kurt davara düşer çoban haylardı

            İki kulak, bir post gelirdi bize

            Razı olurduk hep kaderimize!

52

Yayıklara kaymakları koyardık

Sesi değişene kadar yayardık

Bitsin diye dakikalar sayardık

            Yağ olunca ekmeklere sürerdik

            Pekmezin içine bandırıp yerdik

53

Altun ninem yazın köyde kalırdı

Kehribar'la konuşmaya dalardı

Vakitleri gölge ile bulurdu

            Kainatın en tatlı ninesiydi

            Hatta ninelerin bir tanesiydi

54

Kış gelince camilerde okurduk

Kenk kurardık halı-kilim dokurduk

Biz yıllarca böyle yaşayıp durduk

            Ayrılığın zalim rüzgarı esti

            Muhabbet gülünü kökünden kesti!

55

Dursun Hoca espiriler yapardı

Gülmek ne ki, kıyametler kopardı

Ori'de o zaman muhabbet vardı

            Yeniden salsalar beni dünyaya

            Koşar gider idim Dursun Hoca’ya

56

Kış gecesi oturmaya giderdik

Komşularla hoş sohbetler ederdik

Hem çay içer hem de yasiluh yerdik

            Beni hüzne boğar onların yadı

            Hepsi gitmiş damakta kamış tadı!

57

Molla, yanık yanık sela verirdi

İçimi ilahi hisler bürürdü

Sanki dağ-taş o sedayla erirdi

            Şimdi o da yürümüş Allah’ına

            Son vermiş dünyanın ah u vahına (Allah rahmet etsin)

58

Bir kaşık yağ, biraz unla giderdik

Bir evde toplanıp arfana yerdik

Sabaha dek muhabbetler ederdik

            Kibritle, peşkirle oyun oynardık

            Nerde yaramazlık, orda biz vardık.

59

Kar yağınca büyük sevinç duyardık

Naylonlarla, kızaklarla kayardık

Kayıp kayıp düşenleri sayardık

            Kar da gitmiş, yar da gitmiş bu elden

            Düzen tutmaz başka ses gelir telden!

60

Akşam olur eve zar-zor gelirdik

Dayağı hak ettik, bunu bilirdik

Sessizce bir köşeye çekilirdik

            Gâh yerdik, gâh atlatırdık dayağı

            Bizde böyle geçti çocukluk çağı

61

Güz gelince yaylaya sis çökerdi

Köylü tezden otu-sapı çekerdi

Bazıları güzlükleri ekerdi

            O yanda Kurtuban burda Kaltarmak

            Zor olurdu iksinden de ayrılmak

62

Ağıllarda koyunların, koçların

Sumbadet'te kıraçların, çoçların

Ardanuç'ta 'bilek kapan soçların'

            Atlı Köyü herşeyinle bâki kal

            Ben almadım, sen bu dünyadan kâm al!

63

Atlı Köyü sevdan sardı serimi

Sen de vallah unutma bu Kerim'i

Bir soran olursa benim yerimi

ğütlerin gölgesinde uyurum

Fatiha ve Yasinlerle büyürüm!

64

Atlı Köyü senin ömrün çoğ olsun

Çayırların zoğ üstüne zoğ olsun

Yaylalarda kaymak olsun yağ olsun

Gökkubbeye hoş bir sada salasın

Kıyamete kadar dâim kalasın

Dr. Kerim Demirci
University of Wisconsin-Madison

(1994-2003 Arasında yazıldı)
Copyright © Her Hakkı Mahfuzdur


OLTU GARAJI
-Dogunun tüm yolcularına-

Oltu Garajında analar ağlar
Alışkın şoförler yanıbaşında
Büfelerde yanık bir türkü çalar:
Bir güzel sevirem on beş yaşında

Oltu Garajında korna sesleri,
Ağlayan gözlerin yaşına siner
Kim bilir bu kimin hangi seferi
Bazılar inerler bazılar biner...

Oltu Garajında zaman su gibi
Köylerde başlayıp gurbete akar
Her geliş, bir zafer coşkusu gibi
Gidişlerde ölüm sessizliği var

Oltu Garajında yağmurlar yağar
Köy minibüsleri dolar, boşalır
Yüzlerden okunur acı ve efkâr
Gurbet, insanlardan intikam alır

Oltu Garajında tespih taşları,
Çarşaflı kadınlar, esmer çocuklar
Yediden-yetmişe varan yaşları
Bursa’nın, İzmir’in ardından ağlar

Oltu Garajında geçen her zaman
Payımdan bir parça ömür götürür
Ey kaptan, bu yollar tükendiği an
Tüm arabaları mutluluğa sür!

Oltu Garajında Dadaş, Esadaş
Doğudan batıya yolcular taşır
Elleri valizli gariban kardaş
Al bu fakirliği dağlardan aşır!
Al bu fakirliği dağlardan aşır!

Kerim Demirci
Mamak Ağustos 2005


Ziyaretci Defterini OKU!
Ziyaretci Defterine YAZ!

 

Hakkimda Resimler