BİRAZ
DA TEBESSÜM
:)
Bir
tatli hatira bir yad-i cemil
Neden hep huznedir bizdeki meyil
Aglamak guzeldir suphesiz, amma
Hayatimiz yalniz aglamak degil!
Kerim Demirci
HAKİKİ VE
YAŞANMIŞ
ORİ FIKRALARI
...efendıma
sana soylem, hılaf
olmasın,
hepsi dogri, essahdan ve hakkattan da olmiş
şeylar,
vallah da billah, de ki vallah, yemin et, hama ki
da, hama ha, agzın
yiyem, nahalif, nifratluh, zukkum başan,
termaş
kala, mirat, andır
kala, ogunda olem...
***
Oluuur paşam!
Koyde bir patos zamanidir. Merhum
Recep Usta birine patos vurmaktadir. Patos o kisinin
harmanindan sonra yine merhum olan Huseyin Sak'in
(Karagagilin Husen emi) harmanina gelecektir. Yalniz,
Dursun Hoca patosun once kendilerine gelmesi icin
aralari limoni olan ve olumsuz cevap vermesi kuvvetle
muhtemel olan Husen emiye sorar:
- Husen emi, patos oga bizim harmaa galsin sogra da
siza galsin!
Bu teklife cok sinirlenen merhum Husen emi,
hocaya kisa ve net bir cevap verir:
- Oluuur paşam!
***
Ban inandim
Eskiden uzun kis gecelerinde köyün erkekleri belli
konaklarda toplanir sohbet ederlermis. Bu sohbet
konaklarindan birisi de Fazli Ustanin konagidir. Böyle
sohbet gecelerinin birisinde söz döner dolasir
askerlik hatiralarina gelir. Bego Dayigilin Binali de
bir hatirasini anlatir:
-Birgün komutanimiz, Agri Daginin tepesine çikacagiz.
dedi. Kalktik, techisat kusanip saatlerce yürüdük ve
sonunda dagin tepesine çiktik. Biraz dinlendikten
sonra inmeye basladik.
Komutanim dedi ki:
-Oglum, askerligi bitirip de memleketinize döndükten
sonra bu macerayi hemsehrilerinize anlatirsiniz.
Bunun üzerine orada bulunanlardan birisi:
-Sen anlattin, biz de inanalim öyle mi? Siz nere, Agri
Daginin tepesine çikmak nere? der.
Bunun üzerine Binali dayi:
-Ben de o zaman komutanima, anlatmaya anlatiriz da,
Agri Daginin tepesine çiktigimiza inanmazlar, dedim. O
da bana; Inanmayanin anasini! dedi.
Bu söz üzerine, konusmalari sedir basinda dikkatle ve
sessizce takip etmekte olan Yusuf Aga, yerinden ok
gibi firlayarak:
- Binali, eshedübillâh, ban inandim, der.
Donguzlar ve ayular
Daramahlali Izzet emi (Izzet Can) Isat'ta
papates ve fasulye ekmistir. Bahceyi sulayip kontrol
etmeye gittiginde bir de bakar ki son yillarda sayilari
cok fazla artan domuzlar bahceyi mahvetmis.
Domuzlara kizan Izzet emi soyle bir mukayese yapar:
- Anasini bilmem nayettugumun donguzlari bahcayi mafetmislar.
Eskidan ayulara kizarduh ama magar ayular donguzlarin
yaninda kravatli mamur imis.
(Izzet emi bu olayi koydeki memurlarin yaninda
anlatir :)
***
Daha eyisi
Arkütisten, Nasif Hüseyinin kizina elçi gelirler.
Hüseyin dayi kizini verme niyetinde degildir. Eve
gidersem köyün ileri gelenleri israr ederler, diye
evden kaçar ve bir samanliga saklanir. Misafirler evde
beklerler. Hüseyin dayi gelmeyince komsular aramaya
koyulurlar, fakat bulamazlar. Misafirler vazgeçerler,
bu sefer de Hüseyin dayinin hanimi; Herifim kayboldu!
diye baslar aglamaya. Kadinin agladigini gören Yusuf
Aga onu teselli eder:
-Abla oturmis da niya aglersin. San marak etma, biz
sana ondan daha eyisini buluruh.
***
Radyodaki turkuler
Koye radyonun ilk geldigi zamanlardadir.
Rahmetli Hedis dedenin evine de bir radyo alinmistir.
Radyoda guzel Erzurum turkuleri calindigi bir anda
evin kizlarindan Rumbiye disardadir. Hedis dedenin
hanimi der ki:
- Ola ola ao radyoyi kapatin da ey turkilar
gecmasin. Rumbiya galsin da o da dinglasin!
***
Musmulla alisverisi
Parisör'dan Nazim dayi, bir güz mevsiminde Oriye
musmula satmaya gelir. Aksama kadar musmulla satamaz.
Aksam namazindan çiktiktan sonra Dursun hocaya
yanasarak:
-Hoca, koydan biraz musmula gaturdum, almak istar
misin?
Hocanin cevabi oldukça muzipçedir:
-Musmula bizda çok, almaya alamam da, istarsan bir
sapat gatur degisah.
Dunyadaki huriler
***
Ömergillerden rahmetli Sahin
dede cok kalender bir insandi. Haniminin adi da Huri
idi. Bir gun caimde imam efendi, ‘bu dunyada
iyi amel isleyip hayirli isler yapan erkeklere oteki
dunyada Allah tarafindan huriler verilecegini’
anlatir. Bunun uzerine Sahin dede der ki:
- Eger cennetteki huriler de bunun gibiyse
ben huri muri istamerim!
(Allah ikisine de rahmet etsin).
***
Ban demam
Dursun Hoca, torunu icin Akif Demirci'nin
kizini istemeye gider. Yemek, cay ve muhabbetten sonra
Dursun Hoca konuyu acmak icin Akif Demirci'ye sorar:
-Akif aga bir de ki biz buraya niya galduh.
Akif Demirci:
-Ban demam! :)
***
Masalalari cohdur
Yillar once hukumet okuma-yazma seferberligi
duzenler. Bunun uzerine koydeki yaslilar okula gitmek
zorunda kalir. Bunlardan biri de rahmetli Ahmet amcadir.
Hoca herkese sorular sorar. Ahmet amcaya da Islamin
sartlarini sorar.
Ekrem hoca:
-Ahmet emi, Islamin sarti kacdur?
Ahmet emi cevabi bilmez ve soyle der:
-Ya hoca onun masalalari cohdur. :)
Bu cevap simdi koyde atasozu gibi kullanilmaktadir.
Allah Ahmet emiyi nur icinde yatirsin.
***
Hama ha!
Asagi mahalleye sonradan tasinan ve aga olmayi
cok isteyen Hoca Yakupgil'in Hazım
(Saglam) amcaya sorarlar:
-Ola Hazım,
asahki mahlanin agasi oldun mi?
Hazım amca
cevap verir:
-Hama ha! :)
***
Altun-mercan olayi
Avcigilin Nuraddin emi, esegini önüne katmis merhum
Rüstem Çavusgilin evin önünden evine dogru gitmektedir.
Esek, hoplayip ziplamaya baslayinca Nuraddin eminin
hosuna gider ve kendince soylenir:
-Kerata karakaçana bak, keyfinden mercan s.çer.
Nuraddin eminin oylesine söyledigi bu sozu evinin
önünde durmakta olan Rüstem Cavus duyar ve seslenir:
-Ola Nuro, sizin esagin s.çtugi da bisa mi? Bizim esak
altun s.çer.
(Nuraddin eminin karisinin adi 'altun', Rustam
Cavus'un kizinin adi 'mercan'dir)
***
Kablarin ici
Suphesiz koyumuzun en renkli simalarindan
biri olan Daramahlali Izzet (Can) emi bir sabah, muhtemelen
hanimiyla tarlaya veya cayira, ise gidecektir. Kizi
Gulafer de evdedir. Hunkar abla da yemekten sonra
kablari yikamaktadir. Izzet emi, haniminin hazir olup
olmadigini ogrenmek icin asagidan Gulafer’e
bagirir:
-Ogul Gulafer anan nayder?
Gulafer cevap verir:
-Kablari yiher, baba.
Kufur repertuari oldukca zengin ve carpici
olan Izzet emi kizar ve soyle der:
-Yihasin yihasin hepsinin icina s...em.
***
B-M farkı
/fonoloji ilmi:)
Merhum Recep (Isleyen) Usta, bir gun komsusu
Helim Binali amcalara misafirlige gider. Misafirlikten
ayrilma zamaninda Binali amca kapiya elini atar ve
'mismillah' deyip kapiyi acar. Recep
Usta m-b hatasinin farkina varir.
Recep Usta:
- Mismillah dema bismillah de! der.
-Binali amca:
-Na fark edar ha mismillah, ha bismillah...
Recep Usta:
-Sana Binali yerine Minali diyorlar mi? der.
:)
(Filozof gibi bir adamdi Recep Dayim. Onun ardindan
Binali emi de Hakk'a yurumus... Allah rahmet etsin.)
***
Fazla zırzalama
da!...
Yayla cikmistir ve millet yayladadir. Koyde
neredeyse hic kimse kalmamistir. Dursun Hoca imamligindan
dolayi koyde kalir. Rahmetli Rustem amca da koyde
kalir. Hoca, biraz da akrabaliklari bulunan ve koyde
yalniz kalan Rustem amcaya:
-Fazla zırzalama
da, arada bir bize yemege gel der. :)
***
Mala karismis olmasın!
Motorcu Ömer güzün sabah
malini katmak için mallari "Kürögi"ne
getirir. Fakat aradan saatler geçer eve dönmemistir.
Yenge, eve gelen tirakrör müsterilerine
de tam bir cevap veremez.Çaresiz Ömer
Abi'yi aramaya gider. Kürögündeki Zekerya
Abi'ye sorar :
- Agabey, Ömer sabah mallari gaturmisti
eva galmadi acaba habariz var mi?
Zekerya cevap verir :
- Yenga haralda o mala uydi da getti. Aksama malın
oguna galın
bulursuz... :)
***
Saat kac?
Garip konusmalariyla dikkat ceken motorcu
Omer Kuronu'nden motorla gecmektedir. Bu arada soz
ustasi Mehmet Onbasi saati ogrenmek icin ona:
- Omer saatin kac? diye seslenir
Omer umursamaz bir edayla:
-Simdi saatim yok da aldugum zaman soylarım
der.
***
Musafir koko
Merhum Kâho Suleyman eminin esegi bir sipa dogurur,
üstelik de erkek. Gerek esegin çalisma veriminin
düseceginden dolayi, gerekse sipanin erkek olmasindan
dolayi, Suleyman emi hayli sinirlenir. Ama artik
yapacak bir sey yoktur, olan olmustur.
Birkaç gün sonra, esek dana malindan gelirken
beraberinde bir de erkek esek getirir kapiya. Eseginin
arkasinda kokoyu gören Sülo dayinin kan beynine yürür.
Yerden kaptigi tasi esegin alnina savururken bir
yandan da öfke ile bagirir:
-Termas, daha dun birini çikardin!... Simdi gena na
diya bu kokoyi kabagima tikdin!
***
Kartol, patatis... :)
Ertan Aksoy ortaokula yeni baslamis ve sehirlerden
gelen ustunde ve Ingilizce birseyler yazili bir tisort
giymis harmanda dolasmaktadir. Ayni zamanda harmanda
bulunan Zayim amcayi yaziyi anlamadigindan dolayi
mahcup etmek icin Ertan sorar:
- Zayim emi tani ki bu tisortta na yazer?
Muzipligiyle bilinen Zayim amca altta kalmaz cevabini
verir:
-Kartol, patatis.... :)
***
Petekler
Muzellim dede Hedis dedeye sorar:
- Ola Hedis petehlerin duriir?
Hedis dede:
- Yok, hepsi sondi.
Muzellim dede:
- Ola na ey, na ey... hec kimseye bal yedurirdin?
***
Canta-hegba sorgusu
Ardeseli merhum Kâho Süleyman emi, hayvanlarla
konusmasi ve onlarla kavga etmesi ile meshurdur.
Sulo emi, birgün, yaylada eseginin sirtina heybe ile
çantasini asirir ve köye gitmek üzere yola koyulur.
Esek önde, kendisi arkada bir müddet giderler.
kiliselerin basina gelince esek kosmaya baslar. Sulo
dayi, esegin durmasi için, arkadan bagirir çagirir;
ama nafile esek süratini iyice artirir. Süleyman dayi,
yapacagi bir sey kalmayinca esegi kendi haline birakir
ve yavas yavas yürümeye devam eder. Esek gözden
kaybolur.
Sulo emi köye geldiginde esegi evin önünde bulur. Ne
var ki, esegin sirtinda ne çante vardir ne de heybe.
Sulo dayi, esege çok kizar, heybe ile çantayi da
kaybettigini görünce iyice zivanadan çikar. Eline
yumruk kadar bir tas alir, egegi yakalar, kolunu
esegin boynuna dolar; esegin, koltugunun altindan
çikan kafasina bir yandan elindeki tas ile ha bire
vurur, bir yandan da dislerini sikarak islik gibi
çikardigi sesi ile bagirir:
-Soyla esak, hegbayinan cantayi nayettin?
***
Bakır
çıktı
Rahmetli Kârtol Dursun amca,
ayni köyden Bekir Ismail dayinin kizi Altun hamimla
evlenir. Çok istemelerine ragmen bir türlü
çocuklari yasamaz. Birgün, bir ahbabi
Dursun amcaya:
Hanimindan memnun musun? diye sorar.
Kârtol Dursun, üzüntüsünü
ve pismanligini su sözleriyle dile getirir:
-Sorma arkadas!... Ne memnun olacagim... Görünüsüne
bakip aldanmisiz... Ben altin diye aldim, içi
bakir çikti.
***
Emanet eşek
Bir komsusu ormandan odun getirecegini söyleyerek
Kiliç Memet’ten esegini ister. Adam esegi
alir ve ormana götürür. Aksam olur,
Kiliç Memet bakar ki, esek kapinin önüne
gelmis. Çullarini açip içeriye
kapatmak için indiginde paldimin esegin kuyruk
altini yara ettigini görür ve küplere
biner:
-Tüh! Allah belâsını
vermesin. Eşegin
g...ünün agzına
s...mişlar!
diye bagırır.
***
Müsrif cüzdan
Dervis Aga ile Yakup Çavus amca çocuklaridir.
Dervis Aga cimriligiyle, Yakup Çavus ise eli
açik olusuyla taninir. Birgün, Dervis
Aga, Yakup Çavusa:
-Yakup, sende eksik olmaz, bir cüzdan
ver de paralarimi koyayim. Benim cüzdan artik
eskimis, der.
Yakup Çavus, eve gider ve az sonra elinde bir
cüzdanla döner. Cüzdani Dervis Agaya
verir.
Birkaç gün sonra, Dervis Aga elinde Yakup
Çavus’un verdigi cüzdanla gelir.
Cüzdani Yakup Çavusun üzerine atarak:
-Al, bu termaşi!...
Bunu kötü alıştırmışsın,
para baş
götüremiyorum, der.
***
Kabahat
Yusuf Aga, Niyakömlü Sahin dayinin enistesidir.
Sahin dayi Oriye gelir. Ahbabi olan Mahmut Agayi
ziyaret için onun konaginin yolunu tutar. Yusuf Aga da
bu esnada amca oglu Mahmut Aganin konagindadir.
Pencereden, Sahin dayinin konaga dogru gelmekte
olduklarini görünce, Yusuf Aga, orda bulunanlara:
-Ben su dolapta saklanayim. Sahin geldiginde onu benim
hakkimda konusturun bakalim hakkimda neler söyleyecek,
der ve dolaba saklanir.
Sahin dayi gelir, hos-besten sonra, Dervis Aga:
-Ola Sahin, Yusuf senin hakkinda ilari geri konusup
durer. Goya siz oni kayinlari razi etmamisiz.
Bu duyan Sahin dayi kizar ve Yusuf Agaya verir
veristirir:
-Biz ona hakkindan fazlasini bila verduh, ama Kafurun
ogli doymak bilmaz ki
Zehir zukkum olsun yeduhlari!.
Sahin dayi veryansin ederken Yusuf Aga dolabin
kapagini açip çikinca sahin dayi neye ugradigini
sasirir.
Yusuf Aga:
-Ola Sahin, ayip degil mi utanmer misin aleyhimda
konusmaya? Adam degil misin?
Sahin dayi ne diyecegini sasirir. Lafi eveler geveler:
-Kabahat bunlarda. Bunlar adam olsalar bani
konustururlar mi?
***
Ayak izleri...
Bizim Yasin emi bir gün Horket'e gider. Horket'te
misafir oldugu evde akranlari ona bir şaka
yapmak ister ve :
- Ula Yasin tozahta izlerin nasil da belli
oler ki.
Yasin eminin eline taş
geçmiştir. Arkadaşlarini
gösterir ve lafi yerleştirir:
- Tabi belli olur. Okadar ayunun içinde
bir insan izi.
***
Uzaktan kumanda
Ori’ye elektrik yeni gelmiş,
dolayisiyla televizyon da evlere henüz girmiştir.
Köylüler bir mecliste televizyon muhabbeti
etmektedirler. Sohbet esnasinda Dursun Hoca:
-Şu uzaktan kumandasiz
televizyonlar bana sorarsaniz biz ihtiyarlara göre
degil. En iyisi birer tane uzaktan kumandali televizyon
almak.
Birisi merak edip sorar:
-Uzaktan kumandasiz televizyonlarin ne kusuru
var Hoca? Hem ne diye ihtiyarlara göre degilmiş,
biz ihtiyarlarin başindan
aşar.
Dursun Hoca, gerekçesini şöyle
izah eder:
-Televizyonu açip evin bir köşesinde
uzanip seyretmeye başliyorum.
Bir bakiyorum ki kadin soyunmaya başlamiş.
Ben ihtiyar adam, yerimden kalkip televizyonun dügmesine
dokununcaya kadar kadin çirilçiplak
oluyor. Ondan sonra kapatsan neye yarar? Televizyon
uzaktan kumandali olsa, oturdugum yerden, kadinin
soyunmasina firsat vermeden dügmeye basar kanal
degiştiririm.
***
Malını
yiyen de ölmüş
yemeyen de...
Orili Avcioglu hasta, yatak döşek
yatmaktadır. Artik
iyileşecegine dair
ümidi de kalmamıştır.
Ziyaretine gelen ahbaplarının,
yaninda oturdugu bir anda hanımına
seslenir:
-Kız,
terekteki yarım
soğan ile bir
de ambardan bir lokma ekmek getir. Acdadına
tukurem, malıni
yiyan da ölmüş,
yemiyan da...
***
Pijamalar
Yusuf Aga ve ahbaplari bir mecliste sohbet
etmektedirler. Ahbaplari Yusuf Aganin üzgün ve dalgin
oldugunu fark edince sorarlar:
-Hayirdir Aga, çok düsüncelisin?
Yusuf Aga:
-Izzet, Göleye dana almaya gidiyorum diyerek evden
çikti, üç gündür ne haber var ne de eser.
Yusuf Aga'yi bir ahbabi teselli etmek ister:
-Üzülme aga, koskoca adam, bugün yarin döner gelir.
Yusuf Aga, yanlis anlasildigini anlayinca üzüntüsünün
sebebinin söyle izah eder:
-Ola usahlar, sasiyorum akliniza. Ben izzeti mi
düsünüyorum. Giderken pijamalarimi giyip gitti. Onlar
kaybolur diye korkuyorum.
***
Böyle ardı
mı
gelir?
Orili Molla Memet, Niyakom’a
ramazan imamlıgına
gider. Daha ilk gün, yatsı
namazının
farzını
kılarken, münferit
kılmaya alıstıgı
için, Fatiha'yı
cehren okuyacak yerde, hafiyen okumaya baþlar.
Cemaat, hocanın yanildigini
anlar. Onu uyarmak için içlerinden biri:
-Elham... der. Molla ayıkmayınca
bir digeri:
-Du lillah... diye ekler. Molla,
yine ayýkmaz. Bu sefer bir baþkası:
-Errahmanirrahim... der. Molla yine
kendi âlemindedir. Hasan Aga bakar ki, Molla'nın
ayıkacagı
yok, daha yüksek bir sesle olaya son noktayı
koyar:
-Ula uşaklar
gözüne yanarım,
böyle parça parça okuma ile bunun
ardı
mı
gelir?... Bozun da yeniden başlayalım.
***
Bani sana bulaşdurma
Fuat Can şehirden
gelmiştir.
Başında
da o zamanın
ünlü geniş
foterlerinden vardır.
Camiden çıkınca
cemaat cami avlusunda sohbet ederken Dursun Hoca'nın
gözleri herifin kafasındaki
fotere takılır.
Yanına
yaklaşır
hoşgeldin,
hoş-beş
muhabbet derken Dursun Hoca'nın
fotere canı
hiç ısınmaz.
Dursun Hoca sorar:
-La Fuat san asgarda nayidın?
Cevap tam Dursun Hoca'nın
istedigi gibi gelir:
-Ulaşdurma
Hoca hemen lafı
yapıştırır:
-Aç o foteri başından
da bani sana bulaşdurma
***
Semaver Su Tutmuyor
Orili Mahmut Çavus köy muhtaridir. Birgün,
ilçeden misafirleri gelir. Misafirler resmî
görevlilerdir. Muhtar köy çavusu
Emrah Dayiyi çagirir, terekte duran semaveri
göstererek:
-Emrah, su semaveri al ve diger odada güzel bir
çay demle; misafirlerimiz var, der.
Emrah Dayi, semaveri alip konaktan çikar, aradan
bir hayli zaman geçtikten sonra konagin kapisinda
görünür. Yüzü gözü
is içerisindedir. Misafirler Emrah Dayiya bakip
gülüsürler. Muhtarsa çay beklerken
Emrah dayiyi karsisinda eli bos görünce
sinirlenir. Emrah Dayi biraz üzgün, biraz
mahcup:
-Ya muhtar semaver su tutmuyor!...
Mahmut Çavus, öfkeyle kalkar ve semaverin
yanina gider. Bir de ne görsün!... Ortalik
dumandan geçilmiyor, üstelik de odanin
zemini göle dönmüs.
Meger ilk defa semaverle karsilasan Emrah Dayi, önce
semaverin közlügünde ates yakmis, sonra
da su koyacak baska açik bir yer bulamadigi
için ayni yere su doldurmus. Hem semavere doldurdugu
su alttan çikmis hem de ates sönmüs.
Bunu defalarca yapip netice alamadigi için
de muhtara kosmus.
***
Vehbi Beg'in Atı
Ori’de, bir kıs
gecesi ihtiyarlar toplanmıs
Yakup Çavusgilin konakta oturulmaktadirlar.
Muzipligiyle taninan Kasap Mecit, evinden konaga gelirken
Vehbi Begin atini ahirdan çikarir, semerini
vurur, sırtına
bir çift sepet baglar ve yedeginde Yakup Çavusgilin
konagın önüne
kadar getirir. Sonra da Yusufeli agzını
taklit ederek konaga seslenir. Sese bir genç
çıkar ve ona:
-Vehbi Bege misafirin var diye söyle, der. Az
sonra kapıda bu sefer
Vehbi Beg görünür ve asagıya
seslenir:
- Buyur efendi!...
Kasap Mecit:
-Beg, Tanri misafiri kabul eder misin? der. Vehbi
Beg asagı iner. Kisa
bir hos-bes faslindan sonra:
-Efendi, sen buyur konaga çik, ben ati ahira
çekeyim, der ve misafirin elinden atin dizginini
alir. Kasap Mecit merdivenlerden çikarken Vehbi
Beg de hem ati sürükleye sürükleye
sokaga asagi götürmeye çalisir, hem
de yedege gelmeyen kendi atini hatirlar ve kendi kendine
söylenir:
-Ula, bu termaş
da ayni bizim at!...
***
Kalp çarpıntısı
~ Palpitation :)
Ismail onbaşi
Erzurum'da doktora gider. Doktor, onbaşiya
sorar:
-Amca sende daha önce kalp çarpıntısı
falan oldu mu?
Ismail onbaşi kendinden
emin ve kendine has edasıyla
cevap verir:
-Doktor bey ban o kadar usul gezarım
ki heç kalbım-malbım
cannanmaz.
***
Yumurta
Komşulardan biri Hocalar'dan
yumurta istemeye gelir. Kafiyeli konuşmada
üstüne olmayan Hoca emi komşuya
yumurtalarının
olmadığını
şöyle ifade eder:
Bir tavuğumuz
var kuruh,
Bir horozumuz var buruh. :)
***
Yeni disler
Hoca köye gelen Poşalara
dişlerini yaptırır
ama kullanmaz. Komşular
sorar dişleri niye
kullanmıyorsun diye.
Hocanın cevabı
komiktir:
Parayi verduh poşaya,
Dişlari
attuh koşaya.
:)
***
Kız
isteme...
Hoca ve beraberindekiler Sumat'a Hoca Yakupgil'in
Mehmet Abi için kız
istemeye gider. Ne yazık
ki kız tarafından
olumlu cevap gelmez. Köye dönen hocaya vaziyeti
sorarlar, Hoca'nın
cevabı:
Gettuh Sumat'a
Ettuh şamata
Bir kız
alamaduh
Hocagil'in Mamat'a. :)
***
Hocalarin en iyisi
Orili Dursun Hocaya bir misafir gelir.
Ahbaplar hocanin evinde toplanirlar. Sundan bundan
konusurlarken konu döner dolasir imamlarin iyi
vazife yapmadiklarina gelir. Herkes hocalarin bir
eksiginden bahseder. Kimisi hocalarin vakit ezanlarini
okumadigini, kimisi hocalarin dürüstlükten
bahsedip, dürüst olmadiklarini; kimisi de
hocalarin maas almasalar namaz bile kilmayacaklarini
örnekleriyle anlatir. Velhasil hocalarin kötülükleri
saymakla bitmez...
Misafir de olaya son noktayi koyar:
-Ula, bu hocalarin en iyisinin anasini!...
Misafirin densizligi odada soguk dus tesiri yapar.
Bütün gözler Dursun Hocaya çevrilir.
Herkes Hocanin tepkisini merak eder. Dursun Hoca,
gayet rahat bir sekilde cevap verir:
-Bana neye bakiyorsunuz? Ben hocalarin en
iyisi degilim ki!... :)
***
Hırsızlar
mahacir getti
Bibimlerden birisi Ankara'dan bir yaz vakti
koyu ziyarete gelir. Dursun Hoca'yi (enistesi olur)
ziyaret eder. O anda harmanda calisan Hoca harmandaki
isini bitirir ve bibimle eve dogru yonelir. Ama harmandaki
is aletlerini bulunduklari yerde birakir. Bibim Hoca'ya
sorar:
-Eniste, bu esyalari iceri almayacak misin, kimse
calar bunlari.
Hoca espiriyi patlarir:
-Hirsizlar Ankara'ya mahacir getti. Bunlari kimse
calmaz.
***
Gülhane Hastahanesi
Ardeseli Suleyman eminin kendi hastadir,
hanimi dersen o zaten hastadir. Bunlar yetmiyormus
gibi inegi aksamakta, bir keçisi ishal olmus,
danalarindan biri de sap hastaligina yakalanmistir.
Bu aksilikler yetmiyormus gibi, bir de aksami çoban,
sirtinda bir koyunla kapiya dayanir ve seslenir:
-Süleyman emi, bu hasta koyun sizinmis,
gel de buna sahip ol!...
Süleyman emi, ahirin önüne iner, çobandan
koyunu teslim alir. Koyunu itekleyerek ahira götürürken,
bir yandan da kendine has edayla söylenir:
-Kari hasta, inek aksiyor, keçi zirvaya
düsmüs, dana dabak olmus, koyun da can çekisiyor...
Geçmisine yandigimin evi bana oldu Gülhane
Hastahanesi!...
***
Baltayi kaldurmişdi
Orili Sakir Dursun köylülerin
deyimiyle çok “ehmal” birisidir.
Hiç acelesi yoktur. Birisinin bir saate görecegi
bir isi, o ancak bir güne bitirebilir.
Yaylaya çikildiktan sonra, köylüler
Ardanuç Ormanlarina giderek yaylanin yakacak
odun ihtiyacini getirirler.
Yine birgün oduna gidilmistir ve oduncular yaylaya
“posta posta” gelmeye baslamistir. Sakir
Dursun’un hanimi da kocasinin yolunu gözlemektedir.
Son gelenlerin içerisinde kocasinin olmadigini
görünce odunculardan biri olan Memet Onbasiya
sorar:
-Memet agabey, bizim herifi gördün
mü, odun etmis miydi, ne zaman gelir acaba?
Mehmet Onbasi:
-Vallaha, Dursun biz yanindan geçerken
kütügün üzerine odunu koymus,
hatta baltayi oduna vurmak için yukari kaldirmisti.
Biz sirti asana kadar baltayi hâlâ indirmemisti.
Bizden sonra indirdi, indirmedi onu da bilmiyorum,
der.
***
Bizi bıraktın
da nereye...?
Biçin vakti ramazanda, Orili
Salman Yusuf dayi yayladaki evlerin bacasinda teravih
namazi kildirmaktadir. Teravih namazi biter, sira
vitir namazina gelir. Yusuf dayi, vitir namazini,
ramazandan önce münferit kilmaya alistigi
için unutur ve sessizce tekbir alarak namaza
baslar. Cemaat durumun farkinda degildir. Onlar da
imama uyar. Cemaat biraz bekler, Yusuf dayida ses
seda yok. Herkes durumu anlamaya çalisirken
Yusuf dayi yine sessizce rükûya gider.
Arkasindan yine sessizce secdeye gitmek için
egildiginde hemen arkasinda duran Yakup Çavus,
Yusuf dayinin paltosunun etegine yapisir ve:
-Yusuf, aklin basan topla! Bizi biraktin da
nereye gidiyorsun!... der.
***
NOT: Umarim hic kimse buraya yazilanlardan
rahatsiz olmuyordur. Zira, insanlarin sahsiyetlerine
saldirmak gibi bir niyetimiz yoktur. Maksadimiz insanlari
incitmeden eski gunleri yad edip biraz tebessum etmektir
ve ettirmektir. (Kerim
Demirci)

